Bir Rüya, Bir Devrim
Geleceğin Eğitimi
4. Bölüm
Bu ev, kendi yaşadığı eve göre çok daha eskiydi. Etrafa bakındı, hızla içeri girdi. Bulaşıkları yıkayan kadın, Eren'in annesi değildi. Eren hemen kendini odanın yanında duran tuvalete attı. Neler olduğuna anlam veremiyorken bir anda aynada kendisinin olmadığını gördü ve korkudan kısa bir çığlık patlattı.
Aynaya daha dikkatli bakınca dedesinin genç hali karşısında duruyordu. Resmen dedesinin eski yaşadığı zamana gitmiş gibiydi! Ama 18 yaşlarında bir tipe sahipti. Sakalları vardı.
Evet, o da anlamıştı. Eren rüya görüyordu ama nasıl uykudan uyanacağını bilmiyordu. İçeriden kadın seslendi:
Nebahat Hanım: Nazmiiiiiiiii! Hadi oğlum, çabuk kahvaltını yap, okula geç kalacaksın!
Eren, bu lafın ardından olaya ayak uydurmaya çalışacaktı ama yer, mekan ve kişiler o kadar gerçekti ki hala rüyada olup olmadığına kesin emin değildi. Hızla mutfağa gitti. 40-50 yaşlarında bir kadın, önüne kahvaltılık koymuş, çay dolduruyordu.
Yüzünde az da olsa kırışıklık ve yeni uyandığını belli eden bir sima vardı. Eren'e bakıyordu.
Ha, bakın ne diyeceğim! Eğer rüya bitene kadar Eren'e Nazmi olduğu halde Eren dersek kafamız karışacak gibi. En iyisi rüya bitene kadar biz Erene Nazmi diyelim.
Nazmi: Sağ ol anne, ellerine sağlık.
Nazmi, annesine belli etmeden hangi sınıfta olduğunu öğrenmeye çalıştı.
Nazmi: Anne, şu sıralar çok unutkanım da... Ben kaçıncı sınıftaydım ya?
Nebahat Hanım: (Ufak bir kahkaha ile) Ya oğlum, güldürme beni! Ne bu sabah sabah saçma sorular? İyi misin? Hani 12. sınıfsın ya! Çok ders çalışmaktan kafayı bunadın herhalde.
Dedi ve çayını yudumladı.
Nazmi şok olmuştu! 12. sınıf olduğuna göre ve çok ders çalıştığına göre muhtemelen şu eskide kalan saçma kağıtlı sınava yıl sonunda girecekti.
Annesine bozuntuya vermeden, zorla da olsa hafiften bir gülümsemeyle baktı. Kahvaltısı bitmişti. Kış mevsiminin sonlarıydı. Montunu giyindi, çantasını aldı ve annesi Nebahat Hanıma bir öpücük vererek evden çıktı. Hangi okula gideceğini bile bilmiyordu.
Bina kapısının önüne geldi ve servisi beklemeye başladı. Ardından dışarı, onun yaşlarına yakın bir erkek çocuk daha çıktı. Hemen Nazmi'ye garip garip bakarak:
Tarık: Kanka, günaydın! Ne yapıyorsun?
Nazmi, aynı sınıf arkadaşı olduğunu düşünerek bozuntuya vermeden:
Nazmi: İyidir kanka, servis nerede kaldı ya?
Dedi ama bir yandan daha arkadaşının ismini bile bilmiyordu. Öğrenene kadar şimdilik kanka kelimesini kullanacaktı.
Tarık: İşte bak, geldi! Hadi gidelim.
Ardından servise bindiler ama Nazmi çok şaşırmıştı. O da neydi? Servisin içi dopdoluydu! Adeta kapı açılınca öğrenciler aşağı düşecek gibiydi ve araba oldukça eskiydi!
Oysaki Eren, kendi zamanındaki servisi göz önünde bulundurunce çok daha lüks, geniş ve ayakta kalmayacak kadar koltuğu olan servisini istiyordu. Bu gerçekten büyük bir eksikti.
Ardından sallana sallana, millet birbirine çarpa çarpa okula geldiler ve aşağı indiler. Eren, Tarık arkadaşını çaktırmadan yan yana yürürken takip ediyordu. Tarık ile sınıflarına girdiler.
Nazmi büyük bir şok yaşamıştı! Okuldaki sınıflar o kadar doluydu ki en az sınıfta bile 40 kişi vardı!
Ortamdaki ses ve gürültü tarif edilemez bir derecedeydi!
Derken, ikinci bir şok daha yaşadı bizim Nazmi.
Tam sıraya oturacaktı ki sıraların tahtadan ve karalanmaktan neredeyse berbat hale geldiğini görmüştü!
Ayrıca, iki son sınıf öğrencisine göre çok alçak ve küçüktü!
İşte Nazmi yani Eren karakterimiz, ileri zamandaki eğitimin değerini ve gelişmişliğini burada anladı!
Ardından sıraya oturdular ve sohbet başladı.
Tarık: Son dört buçuk ay kanka, sonra kurtuluyoruz bu liseden. Şu netlerimi biraz daha artırırsam başaracağım. Senin kadar olamasak da...
Nazmi: Estağfurullah kanka ya! Allah inşallah çalışmalarımızın karşılığını verir.
Ardından sınıfa hoca girer ve dokunmatik bir tahta olmasına rağmen oradan bile kitapların PDF'lerini açıp konu anlatıyordu. Nazmi, far görmüş tavşandan farksız haldeydi.
Herkesin yüzüne dikkatle baktı. Sınıftaki herkesin yüzü somurtkandı. Sabah servistekilerinde de bu surat ifadesinin olması Nazmi'nin gözünden kaçmamıştı. Mutsuzluk vardı, öğrenciler mutsuzdu.
Bir de bunun üstüne hafiften bir titreme geldi. Evet, hâlâ kış bitmemişti ve kaloriferler iyi bir zamanlamayla yanmıyordu.
Sınıf buz gibiydi! Böyle bir ortamda ders çalışmak gerçekten çok zor diye içinden mırıldanıyordu ama sınıftaki 40 kişinin uğultusundan duyulmuyordu bile.
Nazmi (Eren) bir anda şunu hatırladı: Yıl sonundaki sınava ne derecede hazırlandığını henüz bilmiyordu.
Cidden her şey o kadar peş peşe gelmişti ki bırakın olayları idrak etmeyi, stresten zar zor nefes alıyordu!
Nazmi'nin bu hayatının devam edişinden bir hafta sonra artık dayanamıyordu. Okula bile gitmek istemiyordu.
Tarık arkadaşı hariç, diğer sınıf arkadaşları tarafından akran zorbalığına da uğradığı oluyordu. Ama rehber hocalar çok ilgisizdi.
"Yapma, etme oğlum." diyerek olayın peşini bırakıyorlardı.
Nazmi, sessiz sessiz kimseye bir şey demeden bu saçmalık olan şıklı sınava hazırlanıp sabrediyordu.
Eren, cidden şu an Nazmi dedesinin durumunu o kadar iyi anlıyordu ki resmen onun hayatını yaşıyordu!
Hayatındaki bu gelişmişliği alışılmış olarak görüp geçiştirmesi onu pişman etmişti.
Uykusundan uyanıp Allah'a şükür etmek istiyordu. Mutsuzluk had safhadaydı!
Yine bir gün Nazmi okuldan çıktı. Hayattan bıkmış bir biçimde sahilde, kumsalın içinde göze batan taşları yürürken ayağıyla iteliyordu. Soğuk deniz suyu arada çıplak ayaklarına dalgayla vuruyordu. Nazmi uzun uzun düşünüyordu. Yıl olarak 2023'te de olsak, o zamanlarda Enderunlar vardı.
Nazmi, sahile gelmeden önce birinin önünde orada okuyan bir arkadaşıyla konuşmuştu. Maalesef, Nazmi ailesine zamanında çok ısrar etse de annesi Ehli Sünnet'e ve Enderun sistemine güzel gözle bakmamıştı.
Oraya gidemese de, "Mutlaka bu eğitim ileride olursa torunlarımı bu eğitimden mahrum bırakmayacağım." diyordu.
Eren, bir yandan bu cümleleri Nazmi'nin bedeninde söyleyince kafasında bir ampul yandı. Yani, eğer bu kelimeleri kuruyorsa zamanında dedesi de mutlaka böyle bir karar almıştı.
Evet, hem de... Acaba dedesi ona Enderun'a gitmesi için hiç teklifte bulunmuş muydu?
Defalarca! Ama Eren her seferinde geçiştirmişti.
Eren artık kararını vermişti.
O, Enderun lisesinde okuyacak, üst düzey bir eğitim alacak ve tıpkı dedesi gibi ileride Milli Eğitim Bakanı üyelerinden biri olup yanına aynı düşüncede olan insanları toplayarak bu sistemi değiştirmek için elinden geleni yapacaktı.
Hırslı bir şekilde evine döndü. Annesi ve babası, sürekli Nazmi'ye derslerle ilgili baskı yapıyorlardı.
Nazmi, annesiyle babasının laflarını geçiştirip hemen odasına geçip uyudu.
Ardından, rüyadaki ertesi gün başka bir zaman dilimiydi. Nazmi, mevsimin değişmesinden bunu rahatlıkla anlamıştı. Tarihe baktı: 21 Haziran 2023 idi. Saat 7.00'yi gösteriyordu.
Bir anda annesi içeriye daldı.
Nebahat Hanım: OĞLUM NAZMİ! BUGÜN BÜYÜK GÜN! BUGÜN SINAV GÜNÜ! İŞTE ÇALIŞTIĞININ EMEKLERİNİ GÖSTERME ZAMANI! KÖTÜ ALMA GİBİ BİR ŞANSIN YOK! O SINAVI GEREKİRSE FULLEYECEKSİN! BOŞUNA MI DERSHANE TUTTUK, KİTAPLARA PARA VERDİK OĞLUM?
Nazmi: NE! Sınav günü mü? Hee, tamam annecim, ben elimden geleni yapacağım.
Nazmi, içinden "Hay aksi, bir bu eksikti!" diyordu.
Ayrıca, annesinin sınavla alakalı stres edici sözleri üzerine kalp atış hızı daha şimdiden değişmişti.
Kahvaltının ardından hızlı bir şekilde babası, onu arabayla sınav gününe özel olarak okula bıraktı ve stres edici sözlerle uğurladı.
Nazmi okul yerine gitti. Eli ayağı titriyordu!
Zaten Eren, Nazmi'nin rüyasını gördüğü için sınavda çıkacak konunun başlığını bile bilmiyordu.
Ama tüm yıl ağır tempoyla hazırlanmasına rağmen stresten bayılmak üzere olan arkadaşlarını görünce o da kendinden geçmişti.
Sınavın başlamasına bir dakika vardı. Nazmi'nin kalbi yerinden çıkacaktı!
Duvarda asılı duran saatin tik tak sesi bile onu korkutuyordu!
Ve bir anda bir şey oldu.
Nazmi gözünü açtı, kapadı ve bir daha açtı. Yataktaydı!