Made in
Genç Kalemler
Edebiyatın Kaliteli Adresi

Bir Rüya, Bir Devrim

Geleceğin Eğitimi

Genç Kalemler Grubu
❖ ❖ ❖
Kapak Görseli

3. BÖLÜM

Eren, dedesinin yanından ayrılarak eve doğru yol aldı. Giderken dedesiyle konuştuğu şeyleri uzun uzun düşündü. Gerçekten eski eğitimdeki sorunları düşününce kendini çok şanslı hissediyordu ve dedesinin bu zorluklara rağmen pes etmeden çalışıp buralara gelmesi ona çok büyük bir ilham kaynağı olmuştu.

Eren, metrodan eve doğru giderken bir yurdun önünden geçti. Şans eseri içindeki çocukları gördü. Çocukların üniformaları şimdiki okullara göre çok farklıydı. Üstlerinde gömlek, altlarında ise lacivert kumaş pantolon vardı. Bir grup öğrenci topluca markete girdi.

Eren, bu yurdun eğitim veren bir yer veya bir pansiyon olabileceğini düşündü. Yurdun önünde bir sürü takım elbiseli adam vardı. Ellerinde kese kağıdından yapılmış hediyelikleri arabaya koyuyorlardı. Ardından, oradaki takım elbiseli adamlardan biri Eren'in onları fazla izlediğini fark etti ve ona doğru seslenerek yanına çağırdı.

Eren hızla adamın yanına gitti. Adam, sınıfını sordu.

Eren: 8. sınıfım.

Adam: Al bakalım, tam sana göre bir hediyem var.

Dedi ve arabaya koyulan hediyeliklerden bir tanesini Eren'e verdi. Eren, adama teşekkür etti. Ayrıca biraz utanmıştı, sanki hediyelerden istiyormuş gibi bir algı oluşmasın diye adama bir soru sordu:

Eren: Adınız nedir acaba?

Adam: Adım Mürsel. Seninki nedir delikanlı?

Eren: Eren. Tanıştığımıza memnun oldum. Burası nedir, pansiyon mu?

Mürsel: Hayır delikanlı, sana verdiğim hediyelikte hem buranın tanıtımı hem de sana minik bir hediye var. İstersen eve git, kutuyu bir incele. Yarın istersen gel, konuşuruz.

Eren: Peki, sağ olun.

Eren, adama teşekkür ettikten sonra hızla eve doğru koştu. Çok acıkmıştı. Bir an önce hediyeliği köşeye bırakıp yemeğini yedi. Annesi ile arasında kısa bir sohbet geçti:

Demet: Nasıl oğlum, dedenle güzel vakit geçirdin mi?

Eren: Gayet güzeldi anne. Hem güzel notlar aldım hem de uzun zamandır dedemi göremiyordum. Güzel bir ziyaret oldu.

Demet Hanım: İyi bakalım. Hadi yemeğini bitirdiysen odana geç, komşuları çağırdım, kahveye gelecekler.

Eren, hızlıca yemeğini bitirdikten sonra odasına geçti. Yatağının üstündeki hediyeliği aldı ve masasına oturdu. Dışı yurda özel hazırlanmış bir dosya vardı. İçini açtı ve incelemeye başladı. Dosya, yurdu tanıtıyordu ve başında "ELVAN KARACAN ENDERUN LİSE" yazıyordu.

İlk başta Eren, bu yazıyı görünce şaşırdı. "Enderun" ne demek diye sorguladı ve aşağıdaki metni okumaya devam etti. Ardından şu cümleyi okuyunca şaşkınlıktan ağzı açık kaldı:

"Okul ile ev aynı yerde, artık çocuklarımız eve gidip gelerek zaman kaybetmeyecek."

Eren, bu cümleden sonra burasının aslında bir eğitim merkezi olduğunu anladı. Yazının devamında dini derslerin olduğunu okudu. Bu derslerin Arapça, adabı muaşeret ve siyer gibi konular olduğunu ve namaz vakitlerine dikkat edildiğini görünce aklında bir soru belirdi. Acaba bu yurt, bizim hizmetlerimize bağlı olabilir miydi?

Zaten adamlar da takım elbiseliydi.

Eren, yarın o yurda tekrar gidip içerideki hocalarla konuşmak istiyordu. Kısa bir plan yaptı ve asistanıyla kendisi için müsait bir vakit buldu. İkindi namazının akabinde yurda gidebilirdi.

Eren, akşam durumları babasına anlattı. Babası, daha önce Enderun sistemini duymamıştı ve Eren'e gidip öğrenmesini önerdi.

Eren, babasıyla bu konuyu konuştuktan sonra bir ders çalışıp ardından ödevinin bir kısmını gözden geçirdi ve uyudu. Sabah namazından sonra rabıtasını yaptı ve okula doğru yol aldı. Servisle okula doğru giderken yurdun önünden geçtiler ve Eren uzun uzadıya düşündü: Acaba liseyi burada okusam nasıl olur?

Eren, bu fikri okulda, derste ve okul sonunda bol bol düşündü. Okuldan sonra ikindi vakti namazını kıldı ve yurda doğru yol aldı. Yurdun önüne gelince içeri girmeye biraz çekindi ama sonra içeri girmeye karar verdi, zile bastı. Yurdun ismi Elvan Karacandı.

Yaşlı bir dede kapıyı açtı ve Eren'i içeri aldı. Eren'e çay ikram etti. Eren çayını yudumlarken, o gün konuştuğu Mürsel abisi, birisiyle konuşuyordu. Bir anda göz göze geldiler. Mürsel Bey gülüyordu. Hemen Eren'in yanına geldi, karşıladı ve konuşma başladı:

Mürsel Bey: Ooo, Eren Bey hoş geldiniz! Herhalde incelediğiniz dosyadan sonra böyle bir devirde böyle bir sistemin olmasına şaşırdınız.

Eren: Evet, açıkçası şaşırdım ve tam olarak sistemi öğrenmek için geldim.

Mürsel Bey: Eveet, şöyle başlamak gerekirse ben sana anlatayım, sen de merak ettiğin yerleri sorarsın, Erencim.

(Eren kafa sallar.)

Mürsel Bey: Şimdi bizim buradaki gayemiz, eskiden beri öğrencilerimizin yeteneği olmayan dersleri kaldırıp ana dersleriyle daha çok ilgilenmesini sağlamak. Bu yüzden bizim sistemimizde beden, müzik, resim tarzı derslerimiz yok. Bunlar yerine kulüplerimiz var.

Bu kulüplerimiz sanat, bilişim, astronomi, sosyal faaliyet ve kitap kulüpleri olarak ayrılıyor. Bu alanlardaki istediğin etkinliklere katılıp kendini geliştirebilirsin. Ayrıca, bu kulüpleri yöneten kişiler hocalar değil.

Eren: Nasıl yani? Kendiliğinden mi yürüyor bu kulüp?

Mürsel Bey: Hayır, Erencim. Bu kulüplerimizin aktifliğinin tamamından öğrencilerimiz sorumlu. Yani kulüp faaliyetlerini bulmak, para desteği sağlamak, işleyişteki sorunlarla başa çıkmak, gerekli materyalleri temin etmek—hepsi öğrencilerimizin gözetimi altındadır.

Eren: Cidden çok garip! Öğrenciler bu kadar işi nasıl yapıyorlar? Para desteğini öğrenciler yapıyor demiştiniz, değil mi?

Mürsel Bey: Elbette, ama bu durum yanlış anlaşılmasın. Öğrencilerimiz parayı ceplerinden vermiyorlar.

Eren: Off kafam çok karıştı! Havadan mı düşüyor bu para? Lütfen biraz daha açık konuşur musunuz?

Mürsel Bey: Hmmm, sana eğer hizmetlerimizi bilseydin anlatmam çok daha kolay olacaktı. Ama neyse, uzun bir şekilde anla—

Eren: BİLİYORDUM! Siz de hizmetlerimizdensiniz, değil mi? Yani Ehli Sünnette diye bilirim.

Mürsel Bey: Aa, siz de mi öylesiniz?

Eren: Evet, benim babam da şu alt sokaktaki Ramazan Yartaş Yurdunda idarecilik yapıyor.

Mürsel Bey: Vay be, hiç beklemiyordum! Şimdi sana bu sistemi anlatmak daha kolay olacak.

(Diyerek sistemi anlatmaya devam eder.)

Mürsel Bey: En son nerede kalmıştık? Heh, bu paralar nereden geliyor diyorduk, değil mi? Evet, Erencim, bu paralar talebelerimiz tarafından teberru yaparak sağlanıyor.

Eren: Heee, şimdi taşlar yerine oturdu!

Mürsel Bey: Ayrıca, bu kulüplerimizin her biri için ayrı ayrı atölyeler bulunuyor. Şimdi kulüplerden bahsettik, biraz da manevi yönlerimizden bahsedelim.

Biz, öğrencilerimiz buraya gelince kaçıncı seviyede olduğunu belirlemek için bir süreç başlatırız. Bu kısımdan sonra öğrencilerimizi seviyelerine göre dağıtırız.

Örnek:

Kur'an bilmeyen birini seviye hazırlık

Kur'an'ı çok olmasa da biraz bilen birini 1. seviye

Kur'an bilip tecvit bilmeyen birini 2. seviye

Tecvit ve Kur'an bilip Arapçaya başlamamış birini 3. seviye

Geriye kalan seviyelerde ise Arapça kitaplarının ilerletilmesi şeklinde devam ederiz. Liseyi bitirene kadar 4 seviyeyi geçmesini sağlamak amacıyla bir dini ders eğitimi sunarız. Zaten bunları az çok biliyorsundur.

Evet, akademik dersleri, kulüpleri ve dini derslerimizi anlattığımıza göre geriye üniformamız kalıyor, Erencim.

Zaten öğrencilerimizden de gördüğün gibi üstte gömlek, altta lacivert kumaş pantolon giyilmesi gerekiyor. Yazın ise polo yakalı olmak şartıyla beyaz kısa kollu tişört giymeye izin veriyoruz. Malum, havalar sıcak oluyor.

Geriye bir şey kalmadı. Ee, söyle bakalım, nasıl buldun Enderun sistemimizi?

Eren: Kişinin kendini geliştirmesi için mükemmel bir ortam hazırlıyorsunuz! Keşke daha önceden haberim olsaydı.

Mürsel Bey: Hoşuna gitmesine sevindim. Seneye seni yurdumuza bekliyorum, Erencim.

(Mürsel Bey, Eren'i kapıya kadar geçirir ve uğurlar.)

Eren: Kafam çok karışık! Biraz daha düşünüp babamla konuşacağım hocam, daha sonra yine buraya uğrarım. Görüşmek üzere!

Eren yurttan ayrıldı ve eve doğru yol aldı. Gerçekten de kafası çok karışmıştı. Hangi okula gideceğine karar vermek mi, yoksa ödevini tamamlayıp konuşmasını hazırlamak mı ikileminde kalmıştı.

Yolda sıkılmış bir şekilde yürüyordu. Eve gitti, tek bir laf etmeden yemek yiyip daha akşam olmadan yatağına girdi, uyudu. Sabah olmuştu. Uyandı, hemen saate baktı ama oda ne? Eren'in yaşadığı ev, kendi evi değildi. Odası, kendi odası değildi.