Bir Rüya, Bir Devrim
Geleceğin Eğitimi
2. BÖLÜM
Ertesi gün alarmla erkenden uyandı. Kahvaltıyı yaptıktan sonra hızlıca hazırlanıp dedesinin evine doğru yola çıktı.
Eve geldi ve hemen zile bastı. Kapı açıldı. Karşısında uzun zamandır görmediği dedesi vardı. Neredeyse bir yıldır dedesiyle düzgün görüşemiyorlardı.
Eren: Ee dede, görüşmeyeli nasılsın? Bayadır müsait olamıyordum, kusura bakma. İyisindir umarım?
Nazmi Bey (dedesi): Ne yapalım oğul, babaannen bu dünyadan göç ettikten sonra şu bakım robotuyla baş başa kaldım. İşte, arada bel ağrılarım artıyor. Onun harici pek de bir şey yok. Ee, anlat bakalım, okul nasıl gidiyor?
Eren: Vallah dede, biliyorsun, devir teknoloji devri! Artık çoğu dersleri hologramlarla hallediyoruz. Hocalar da üst düzey seviyede görevlerini yerine getiriyorlar.
Nazmi Bey (dedesi): Vaay, ne kadar güzel! Gerçekten artık her şey çok gelişti evlat. Bu zamanlarda olduğunuz için çok şanslısınız. Bizim zamanımızda böyle değildi.
Eren: Evet dede! Ben de tam sana bu konuyu konuşmak ve bilgi almak için geldim. Lütfen bana geçmişteki sıkıntılarından bahseder misin? Güzelce tartışalım, ben de not alacağım.
Nazmi Bey: Evet evlat, şöyle bahsetmek gerekirse benim psikolojimi etkileyen ve stres eden şeylerin en önünde kağıtlı sınavlar gelir. Çünkü o zamanlar herkes...
Eren: NE! Kağıtlı sınav mı? Taş devrinde mi yaşıyordunuz dede? Cidden eskiden kağıtla mı sınavlar yapılıyordu?
Nazmi Bey (dedesi): Maalesef ki evet evlat. Şahsi yeteneklerimiz göz ardı edilip herkes aynı soru tarzlarıyla denetleniyordu.
Eren: Cidden çok şaşkınım! Tamam, bizde de sınavlar oluyor ama bununla uzaktan yakından alakası yok. Peki, bu sınavlar ne aralıkla oluyordu dede?
Nazmi Bey (dedesi): Bir senede toplam iki dönem olurdu. Her dönem, her derse özel sınav olurdu. Ve bu sınavlarla kalmayıp ortaokulda LGS denilen liseye geçiş sınavı, ardından dört yıl sonra üniversite için YKS adlı yüksek öğretim kurumları sınavına girerdik.
Gerçekten hayatımız şıkları yuvarlak almakla geçti. Yoğun ve stresli ders temposu, kuru bir disiplin o günün çocuklarını derinden etkiledi. Hatta psikolojisi bozulan genç sayısı en çok o dönemlerdeydi.
Nazmi Bey (dedesi): Aynen, maalesef ki durum böyleydi. Hemen başka eksiklikleri söyleyip devam edeyim. Zamanımızda bizi en çok etkileyen şeylerden birisi de COVID virüsüydü evlat. Bu virüs gittikçe yayılarak tüm dünyayı kapsayan bir virüs haline geldi.
Eren: Ha evet dede, bu virüsü duymuştum. Gerçekten de kulağa çok korkutucu geliyor. Peki, bu virüs eğitimi nasıl etkiledi?
Nazmi Bey (dedesi): Tam da oraya geliyordum. Artık eğitim, sokağa çıkma yasakları ve karantinalardan dolayı okulda değil, geçici süreliğine evde oluyordu. Herkes teknolojik cihazlardan online derslere giriş yapıyordu. Ders meraklısı olmayan gençlerin çoğu arka sekmede oyun oynar veya hiç derslere girmezdi.
Hatta bir ara cihazı olmayanlara devletin tablet bile dağıttığını hatırlıyorum. Resmen bizlerin eline bir adet tabanca vermekten farksız hale getirdiler. Ama yine de şükür ediyorum ki bu süreç yaklaşık iki yıl sonra sona erdi. Gençlerin birçoğu iki senelerini eksik ve boş geçirmişlerdi.
Rahata alışan gençler, tekrar okula gidip gelmeye başlasalar da eski düzene alıştıkları için ayak uyduramadılar. Gençlik adeta çığırından çıkmaya başladı. Resmen liseler artık eğlence ortamından farksızdı. Sınıflar yaklaşık 30-40 kişilik oluyordu. Öyle sizin gibi modern koltuklarımız yoktu. Tahta sıralar ve masalar kullanırdık. Çoğunun üstü karalanmaktan ve resim çizmekten berbat hale gelmişti.
Eren: Çoğu yerde bunlar hakkında çok şey okudum dede ama bu kadar kötülerini ilk defa duyuyorum sanırım.
Nazmi Bey (dedesi): Derslerinde başarılı olan arkadaşlarım, stres ve aile baskısından dolayı maalesef istedikleri meslekleri yapamadılar. O zamanlar aileler ve dersler çok çakışıyordu. Şimdi sen istediğin mesleği babana söylesen, baban çok memnuniyetle karşılar değil mi evladım?
Eren: Tabii ki de dedecim. Babam bu konuda çok hassastır. Sevmediğin mesleği yaptıktan sonra para kazansan ne olur ki?
Nazmi Bey (dedesi): Sen ne olmayı düşünüyorsun evlat?
Eren: Sende biliyorsun ki dedecim, küçüklüğümden beri uzaya ilgim var. Astronot olmayı düşünüyorum.
Nazmi Bey (dedesi): Bak mesela, o zamanlar bu mesleği söyleseydin, aileler bu mesleğe çok da iyi gözle bakmazdı veya olabileceğine inanmazdı. Çocukluk hevesin olduğu için böyle istediğini düşünürlerdi. Ama bak şimdi, baban senin için ciddi şeyler düşünüyor.
Eren: Haklısın dede. Demek istediklerini anlıyorum. O zamanki görüşler, örfler ve adetler gerçekten de çok önyargıya sebep olmuş.
Nazmi Bey (dedesi): Sadece meslek olarak değil, ekonomik olarak da sıkıntılar vardı evlat. Mesela şimdiki gibi okulların hepsi devlete bağlı değildi. Öğrenci ayrımı vardı. Parası olan aileler çocuklarını özel okullara verirdi.
Eren: Ee, bu özel ve devlet okulları arasındaki fark neydi dede?
Nazmi Bey (dedesi): Devlet okulundaki öğrenciler adaletli bir sınav sisteminden geçip sözlülerini gerçekten dersteki gayretlerine göre alırlarken, özel okuldaki çocukların birçoğu notları düşük olsa da yükseltilmiş bir not alırlardı. Bu torpilin devlet öğrencilerine vurduğu en kötü yanı ise okul başarı puanının üniversite sınavına etkisiydi.
Eren: Ooo, o zaman başarı puanı yüksek olan öğrenciler sıralamada öne geçmez mi dede?
Nazmi Bey (dedesi): Evet evlat. Benim Necip diye bir arkadaşım vardı. İkimiz de üniversite sınavına çok çalıştık ve neredeyse aynı sonuçları aldık. Ama maalesef benim devlet okulundaki ortalamam 88 iken, Necip özel okulda şişirilmiş notlar sayesinde 98 ortalama ile bana sıralamada adeta fark atmıştı.
Eren: Dede, bu çok büyük bir haksızlık! Sen belki de girebileceğin üniversiteyi bu haksızlık yüzünden kaçırabilirsin.
Nazmi Bey (dedesi): Evet evlat, gerçekten de öyle oldu. Benim girmek istediğim üniversiteye Necip ve onun gibiler yerleşirken, ben ise bu puan haksızlığından dolayı bir alt tercihimdeki üniversiteye yerleştim.
Eren: Torpilli adamın gerçekten emek gösteren insanları geçmesi o kadar sinir bozucu ki! Çok zoruna gitmedi mi dede?
Nazmi Bey (dedesi): Gitmez mi oğul, gitmez mi? Benim gittiğim üniversitedeki ortam çok değişikti, ayak uyduramadım, çok zorlandım ama asla pes etmedim!
Sonunda eğitimin geleceğini daha iyi bir yere getirmek için çabaladım evlat. Milli Eğitim Bakanlığı'nda yardımcı olarak toplantılarda türlü türlü savunmalarla çoğu şeyi bizler değiştirdik ve sizi bu güzel geleceklere taşıdık. Gerçekten eğitimin şu an bu seviyede olması beni çok gururlandırıyor.
Eren: Teşekkürler dede, gerekli notları aldım. Uzun bir yazı oldu, sınıf öğretmenim bu yazıyı çok beğenecek.
Nazmi Bey (dedesi): Ne demek oğul, ne zaman ihtiyacın olursa yine gel, konuşuruz. Yeter ki geleceğiniz için daha iyi şeyler inşa edin. Gerçekten yılların insana verdiği en büyük tecrübe bir bu, bir de bu dünyanın çok boş olması. Kendini geliştirip faydalı bir insan olmaya bak. Para, yaşlanınca hiçbir şey ifade etmiyor. Ha, bu arada ibadetlerine dikkat ediyor musun?
Eren: Elimden geldiğince dikkat ediyorum dede. Özellikle şu son zamanlarımda namazlarımı Allah'a şükür 5 vakit kılıyorum ve bol bol dua ediyorum dede.
Nazmi Bey (dedesi): İyi, iyi. Öbür dünyada bunlar daha çok lazım olacak. Bana da çok dua et evlat, ağrılarım çok. Allah'a şükür, çok yaşadık.
Eren: Öyle deme dede, ben senin bu kafayla daha çok yaşayacağına inanıyorum. Hatta belki ben bile senden sonra giderim.
Nazmi Bey (dedesi): Evlat, ödevini bitirmen için başka neye ihtiyacın var?
Eren: Şimdi aldığım notları güzel bir konuşma yazısıyla başka bir yazıya geçirerek, son kısımda gerçek bir ders çıkarılmasını ve farkındalık oluşturulmasını sağlayacak bir öz yazı ekleyeceğim. Ohooo, daha çok iş var dede! Ben izninle gideyim.
Nazmi Bey (dedesi): Oğul, sana söylemek istediğim bir konu daha var. Sen 8. sınıfsın, malum liseye geçeceksin. Çok güzel bir sistem var, dur sana anlatayım.
Eren: Dede, çok acelem var! Ayrıca benim zaten istediğim lise belli. Güzel bir şekilde çalışacağımdan da eminim.